IAD Index of Academic Documents
  • Home Page
  • About
    • About Izmir Academy Association
    • About IAD Index
    • IAD Team
    • IAD Logos and Links
    • Policies
    • Contact
  • Submit A Journal
  • Submit A Conference
  • Submit Paper/Book
    • Submit a Preprint
    • Submit a Book
  • Contact
  • Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
  • Cilt: 11 Sayı: 1
  • İbn Sînâ’da Ölüm ve Ötesi

İbn Sînâ’da Ölüm ve Ötesi

Authors : Özcan Sarıdoğan
Pages : 316-335
Doi:10.32955/neu.ilaf.2025.11.1.13
View : 104 | Download : 44
Publication Date : 2025-06-30
Article Type : Research Paper
Abstract :Bu makalede, İbn Sînâ’nın ölüm ve ötesine dair görüşlerinin ruh-beden ilişkisi bakımından felsefi bir değerlendirmesi yapılmıştır. Ölüm ötesi hayatla ilgili konuların felsefi bir problem olarak nasıl ele alınabileceğinin en önemli örneklerinden birini ortaya koyan İbn Sînâ, ölüm ötesi hayatın ruhaniliği fikrini felsefi olarak temellendirmeye çalışmıştır. Filozof, insan ruhunun gayrimaddi bir cevher olduğunu ve bedenin ölümüyle birlikte yok olmayacağını düşünmektedir. Ona göre ölüm, ruhun bedenden ayrılıp gitmesidir. Bu ise ruh için bir fesat ve bozulma değil, belki bedenî terkibin çözülüp bozulmasıdır. O hâlde filozofun ölüm ve ötesiyle ilgili görüşlerini anlayabilmek için onun ruh-beden ilişkisi hakkındaki görüşlerine başvurmamız gerektiği anlaşılmaktadır. Ancak İbn Sînâ’nın bu konudaki görüşlerine geçmeden önce onun insan anlayışı üzerinde etkili olan Platon ve Aristoteles’in ruh-beden ilişkisi ile ilgili görüşlerine kısaca yer vermemiz gerekmektedir. Zira Platon ve Aristoteles’in bu husustaki görüşleri İbn Sînâ’yı daha iyi anlamamız adına önem arz etmektedir. Platon’a göre ruh, idealar âleminin bir ferdidir ve sadece düşünmekle kavranabilen, değişmeyen, mükemmel, basit ve yok olmaz/ölümsüz bir cevherdir. Bedenden önce var olan ruh, bedenle ilişki kurarak onu yönetmekte ve bedenin ölümünden sonra da varlığını sürdürmektedir. Felsefeyi ölümü düşünmek olarak tanımlayan Platon, ölümü ise bir yandan bedenin ruhtan ayrılarak kendi kendine kalması diğer yandan ruhun bedenden ayrılarak kendi kendine var olmaya devam etmesi şeklinde açıklamaktadır. Filozofa göre insanın ölümsüzlüğü, ruhun basit ve soyut bir cevher olmasından ileri gelmektedir. Neticede ruh-beden düalizmini kabul eden Platon, insanı salt ruhtan ibaret bir varlık olarak görmektedir. Aristoteles ise ruh-beden ilişkisi ve ruhun ölümsüzlüğü konusunda Platon’dan ayrılmaktadır. O, Platon’un ruh-beden düalizmini açık bir biçimde reddetmektedir. Ruh-beden ilişkisini madde-form ilişkisi (hilomorfik) üzerinden ortaya koyan filozof, bedeni madde, ruhu ise bedenin formu olarak görmektedir. Dolayısıyla ruhun, beden olmaksızın var olması ya da bağımsız bir cevher olması söz konusu değildir. Şu hâlde beden ruhtan ayrıldığında ruh da ortadan kalkmaktadır. Bu yüzden Aristoteles’te herhangi bir ölümsüzlük fikrinden bahsetmek mümkün görünmemektedir. İbn Sînâ’ya göre ruh, faal akıldan taşan manevi bir cevher, beden ise göksel cisimlerin çeşitli hareketlerinin etkisiyle tabii unsurların birleşmesi sonucu meydana gelen maddi bir cevherdir. Ruh ile beden arasındaki ilişki, kaynağını Tanrı’dan alan zorunlu bir ilişkidir. Beden var edildiğinde onun kendi mizacına uygun bir ruhun varlığı da gerekli olmaktadır. Filozof, insanın asli doğası olan ruhun, bedenle birlikte var olsa da mahiyet olarak ondan tamamen ayrı ve basit bir cevher olduğunu ve bedenin yok olmasıyla da yok olmayacağını ifade etmektedir. Ona göre ruh, bedenin ölümünden sonra da varlığını sürdüren ve bedenle olan ilişkisi sırasında elde ettiği yetkinlik düzeyine göre mutluluk ya da bedbahtlık içinde olan ölümsüz bir cevherdir. İbn Sînâ, ruhun ölümsüz olduğunu kabul ederek Aristoteles’ten ayrılmaktadır. Zira o, Aristoteles’in aksine, ruhu bedenin formu olarak değil, onun yetkinliği olarak görmektedir. Bundan dolayı İbn Sînâ, ruh ile ilgili açıklamalarında bedende olmak yerine bedenle birlikte olmaya vurgu yaparken Aristoteles, ruhla beden arasında hilomorfik bir ilişkiden söz etmektedir. Diğer taraftan ruhun ölümsüzlüğü meselesinde Platon’u takip eden İbn Sînâ, ruhun ezelîliği konusunda Platon’dan ayrılmaktadır. Çünkü filozof, ruhun bedenle birlikte var olduğunu öne sürmektedir. Öyleyse İbn Sînâ’nın ruh teorisini ne Aristotelesçi ne de Platoncu olarak adlandırmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Onun ruh teorisi, her iki filozoftan da önemli etkiler taşısa da açık bir biçimde ikisini de aşan bir konumdadır. Nihayetinde cisimsiz, bölünmez ve ölümsüz bir cevher olan ruh, bedenden ayrıldığında beden ceset hâlini almakta ve canlı varlıklar sınıfından çıkmaktadır. Ruh ise bedenin ölümünden etkilenmeyip varlığını sürdürmekte ve hayatiyetini devam ettirmektedir. İbn Sînâ düşüncesinde ruh için öte dünyada haz alma veya elem duyma şeklinde iki olasılıktan biri mutlaka gerçekleşecektir. Ruhun ölümden sonra alacağı ebedî haz onun mutluluğunu, duyacağı ebedî elem ise onun bedbahtlığını göstermektedir. İbn Sînâ’ya göre ruhun meâdı ile amaçlanan durum tam olarak budur. Ancak filozof, cismani meâdı da reddetmemektedir. Cismani meâd için akıl yoluyla delil getirmenin imkânsız olduğunu, dinin dışında onu ispatlamanın başka bir yolunun olmadığını ifade etmektedir. Sonuç olarak İbn Sînâ’nın, felsefi sisteminin merkezinde yer alan cevher ruhun ölümsüzlüğü düşüncesiyle dinde belirtilen cismani meâd inancı arasında bir uzlaştırma çabası içine girdiği ve böylelikle felsefe-din uzlaşmasına önemli katkılar sunduğu görülmektedir.
Keywords : İslam Felsefesi, İbn Sînâ, Ruh, Beden, Ölüm, Ölümsüzlük, Meâd

ORIGINAL ARTICLE URL

* There may have been changes in the journal, article,conference, book, preprint etc. informations. Therefore, it would be appropriate to follow the information on the official page of the source. The information here is shared for informational purposes. IAD is not responsible for incorrect or missing information.


Index of Academic Documents
İzmir Academy Association
CopyRight © 2023-2026