- Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
- Cilt: 30 Sayı: 2
- Hanefîlerin Sahâbe Kıraatleriyle Fıkhî İstinbat Yöntemi: Serahsî Örneği
Hanefîlerin Sahâbe Kıraatleriyle Fıkhî İstinbat Yöntemi: Serahsî Örneği
Authors : Yunus Yalçın
Pages : 319-335
Doi:10.58568/firatilahiyat.1742894
View : 143 | Download : 82
Publication Date : 2025-12-30
Article Type : Research Paper
Abstract :Ebû Bekr Şemsü’l-eimme Muhammed b. Ebî Sehl Ahmed es-Serahsî (ö. 483/1090 [?]), Hanefî fakihler arasında Kemalpaşazade’nin yedili tasnifine göre meselede müctehid sayılan bir fakihtir. Serahsî’nin Temhîdü’l-fusûl fi’l-usûl (Usûlü’s-Serahsî) isminde meşhur usul eseri ile el-Mebsût ismindeki kapsamlı fürû fıkıh eseri bulunmaktadır. Serahsî’nin bu iki eserinin dışında fıkıh eserleri olup onlarda da kıraatlerle fıkhî istinbatta bulunsa da örneklerin tamamı, Usûl ve el-Mebsût eserinde mevcuttur. Serahsî, eserlerinde sahih kıraatlerle fıkhî istinbatta bulunduğu gibi hatt-ı mushafa uygunluk şartına uymadığı için Kur’an sayılmadığından şâz grubuna dâhil edilmiş olan sahâbe kıraatleriyle de fıkhî istinbatta bulunmuştur. Sahih kıraatlerle fıkhî istinbat yöntemi ayrı bir çalışma konusu olacağından bu araştırmada, Serahsî’nin Hanefîlerin sahâbe kıraatleriyle fıkhî istinbat yöntemi ortaya konulacaktır. Serahsî gibi Hanefîler içerisinde usul ve fürû alanında etkili bir âlimin kıraatlerle fıkhî istinbat yönteminin bilinmesi, Hanefîlerin bu alandaki yönteminin bilinmesi açısından önemlidir. Araştırma, Hanefîlerin sahâbe kıraatlerinin şer‘î deliller arasındaki konumunu tespit için sahâbe kıraatleriyle sınırlandırılmıştır. Bunun için Serahsî’nin Usûlü’s-Serahsî isimli usul eseri ile el-Mebsût isimli fürû‘ fıkıh eserinde fıkhî istinbatta bulunduğu örnekler incelenmiştir. Bu örneklerdeki istibat yöntemi, meselenin tam anlaşılması için kendisinden önce bize usul eseri ulaşan Cessâs (ö. 370/981), Debûsî (ö. 430/1039) ve çağdaşı olan Pezdevî (ö. 482/1089) ile kıyaslanmıştır. Çalışmada Serahsî’nin fıkhî istinbatta bulunduğu dokuz meselede kendisinden kıraat naklettiği sahâbelerin Abdullah b. Mes’ûd, Übey b. Ka‘b ve Sa‘d b. Ebî Vakkâs olduğu görülmüştür. Serahsî’nin Hanefîlerin genel görüşüne uyarak meşhur olan sahâbe kıraatlerini şer‘î deliller arasında meşhur sünnet makamında addettiği tespit edilmiştir. Serahsî’nin, bir haberin meşhur sünnet konumunda olması için Ebû Hanîfe’ye kadar ulaşmasını şart koştuğu görülmektedir. Bunun sonucunda Sa‘d b. Ebî Vakkâs kıraati ile Abdullah b. Mes‘ud’un kıraatleri meşhur sünnet sayılırken Übey b. Ka‘b’ın kıraatleri bu kapsamda değerlendirilmemiştir. Halbuki Hanefîlerin haberin meşhur addedilmesinde râvî ile ilgili ortaya koydukları şartlar arasında bulunan fakih olma, itkân ve adalet vasıflarından her biri Übey b. Ka‘b’da da bulunmaktadır. Sa‘d b. Ebî Vakkâs’tan nakledilen kıraatle fıkhî istinbatta bulunulması ise mesele hakkında başka delilin bulunmamasından kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Serahsî’nin meşhur sünnet konumunda saydığı sahâbe kıraatleriyle fıkhî istinbat ilkelerinden biri bu kıraatlerin tilâvet-i mensuh âyet hükmünde olmasıdır. Tilâveti mensuh olması, Allah Teâlâ’nın herkesin zihninden bu âyeti silerken nakleden sahâbenin zihninden bu âyeti silmemesinden dolayıdır. Bununla birlikte tilaveti mensuh olan her sahâbe kıraati şâz kıraat grubundan olması sebebiyle lafzen Kur’an’a ziyade edilemese de meşhur âhâd haber konumunda kabul edilmişse hüküm anlamında nassa ziyade edilebilir. Bunun yanında tilaveti mensuh meşhur haber konumundaki sahâbe kıraatleri, sahih kıraate göre mukayyed lafız hükmündedir. Hanefîlere göre de sebep ve hüküm bir olduğunda mutlak mukayyede hamledilebildiğinden sahâbe kıraatine sahih kıraat hamledilebilir. Bundan dolayı yemin kefaretinde orucun peşpeşe tutulup tutulamayacağı hakkında İbn Mes‘ûd kıraati, meşhur sünnet makamında sayılarak delil kabul edilmiştir. Bu kıraat, mukayyed lafız hükmünde olduğundan hem nassa ziyade edilmiş, hem de mutlak mukayyede hamledilerek orucun peşpeşe tutulması gerektiği şeklinde hüküm verilmiştir. Bunun yanında aynı seviyede sayılabilecek Übey b. Ka‘b kıraati meşhur sünet konumunda sayılmadığından Ramazan orucunun kazâsının peşpeşe olamayacağına hükmetmişlerdir. Sahâbe kıraatleri, ziyadeli kıraatler olduğu için mutlak olan lafzın âmm olması açısından tahsis ettiği de söylenebilir. Serahsî’nin sahâbe kıraatleriyle fıkhî istinbatta en az iki manaya muhtemel olan müşkil lafızların işkâlinin giderilmesinde istidlâl ettiği görüldüğü gibi sahih kıraatle verilen bir hükmü destekleyici olarak da istidlal ettiği görülmüştür.Keywords : Kıraat, Fıkıh, Fıkhî İstinbat, Sahabe Kıraatleri, Serahsî.
ORIGINAL ARTICLE URL
