- Hitit İlahiyat Dergisi
- Cilt: 24 Sayı: 2
- Hint Alt Kıtasından Hanefî Bir Âlimin Nüzhetü’n-Naẓar Şerhi ve Hanefîlik Savunusu: es-Sindî ve İm‘ân...
Hint Alt Kıtasından Hanefî Bir Âlimin Nüzhetü’n-Naẓar Şerhi ve Hanefîlik Savunusu: es-Sindî ve İm‘ânü’n-Naẓar’ı
Authors : Tunahan Erdoğan
Pages : 683-703
Doi:10.14395/hid.1754383
View : 584 | Download : 1304
Publication Date : 2025-12-30
Article Type : Research Paper
Abstract :Bu çalışma, Hint Alt Kıtası’nın Sind bölgesinden Hanefî bir âlim olan Muhammed Ekrem en-Nasrbûrî es-Sindî (öl. 1096/1685 sonrası) ve onun en kapsamlı hadis usûlü şerhlerinden biri olan İm‘ânü’n-naẓar adlı eserini konu edinmektedir. Doküman analizine dayanan çalışmada biri Sindî’nin vefat tarihine, diğeri ise eserin hangi metnin şerhi olduğuna dair iki temel problem ele alınmaktadır. İlk olarak mevcut kaynaklarda kesin biçimde belirlenemeyen vefat tarihinin bazı çağdaş çalışmalarda hicrî 1179 sonrası olarak ileri sürüldüğü, ancak bu iddianın bir naklin yanlış kişiye isnat edilmesine dayandığı ve müellifin hicrî 1096 sonrasında vefat ettiği tespit edilmiştir. İkinci olarak İm‘ânü’n-naẓar’ın İbn Hacer’in (öl. 852/1449) Nuḫbetü’l-fiker’inin mi yoksa Nüzhetü’n-naẓar’ının mı şerhi olduğu yönündeki çelişkili kayıtlar değerlendirilmiş; içeriği, el yazmaları ve müteakip nakiller incelenerek eserin Nüzhetü’n-naẓar üzerine kaleme alınmış bir şerh olduğu, başka bir ifadeyle şerhin şerhi olduğu ortaya konmuştur. Bunun yanı sıra müellifin açıkça ifade ettiği telif gerekçelerine ilaveten Hanefîlere isnat edilen görüşleri tahkik etme, bu mezhebin hem kurucusuna hem de görüşlerine yöneltilen eleştirilere cevap verme amacının da eserin satır aralarında örtük biçimde yer aldığı tespit edilmiştir. Şâfi‘î bir müellifin eserine Hanefî bir âlimin şerh yazmış olması ve Hanefîlik savunusunda bulunması mezhepler arası metodolojik karşılaştırmalar açısından önem arz etmektedir. Müellifin mezhepler üstü yaklaşımı bazı ekollere yönelik zaman zaman genellemeler içerse de eserde genel olarak taassup izine rastlanmamaktadır. Şerhte dilsel açıklamalara ve mezhepsel görüş ayrılıklarına işaret, hadis, fıkıh ve usûl literatürüne vukûfiyet, usûl meselelerinin derinlemesine tetkiki, ihtilaflı konuların tahkiki, zamana, döneme ve ihtiyaçlara göre değişen kurallara yapılan vurgu ve özgün yorumlar dikkat çekmektedir. Müellif, çoğunlukla İbn Hacer’e yöneltilen eleştirilere cevap verirken zaman zaman onu eleştirme cesareti de göstermekte; çelişkili tanımlar yapmak ve eksik istidlâlde bulunmakla itham etmektedir. Bu özellikleriyle Sindî’nin şerhi, Nüzhetü’n-naẓar’ın en kapsamlı şerhleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Buna rağmen Sindî’nin ve İm‘ânü’n-naẓar isimli eserinin klasik ve güncel literatürde yeteri kadar araştırma konusu yapılmadığı, yalnızca Sindî ve şerhine genel atıflar yapıldığı görülmektedir. Çalışmada ayrıca Sindî’nin bazı yorumları eleştirilmiş; özellikle el-Muḥaddisü’l-fâṣıl isminin anlamına dair açıklaması ve Mu‘tezile’ye yönelik bir genellemesi örnek olarak gösterilmiştir. Sindî’ye göre ilk hadis usûlü eseri olarak da kabul edilen Râmhürmüzî’nin (öl. 360/971) el-Muḥaddisü’l-fâṣıl’ı, “râvî ile vâ‘îye/dirâyet sahibine konuşan/haber veren ve ikisinin arasındaki farkı ortaya koyan kitap” anlamına gelmektedir. Ancak kitabın telif sebebi, buna bağlı olarak muhaddisin sahip olması gereken niteliklere odaklanması ve başlığının filolojik tahlili “râvî ile vâ‘î arasını ayırt eden muhaddisin kitabı” şeklinde anlamlandırılması gerektiğini göstermektedir. Müellif, Mu‘tezile mezhebinin âhâd haberlerle amelin zorunlu olduğunu kabul etmediğine yönelik bir genelleme yapmaktadır. Oysa bu mezhep içerisinde gerekli şartları taşıması kaydıyla âhâd haberlerle ahkâma dair konularda amel etmenin zorunlu olduğunu ileri süren âlimler bulunmaktadır. Nitekim Ebü’l-Kâsım el-Ka‘bî (öl. 319/931), hocası Ebü’l-Hüseyn el-Hayyât’a (öl. 300/913) karşı bu konuda bir reddiye bile kaleme almıştır. İfade edilen hususlar Sindî’nin yaşadığı dönemde Hint alt kıtasında Sünnî literatürün oldukça yaygın olmasına rağmen Mu‘tezilî eserlerin aynı yoğunlukta bulunmadığı şeklinde bir çıkarımı mümkün kılmaktadır. Müellifin, hadis usûlü eserlerinde Hanefîlere isnat edilen görüşlerin tespit ve tahkikinde görülen titizliğini Mu‘tezilî âlimlere dayandırılan görüşler hakkında aynı şekilde uyguladığını söylemek mümkün görünmemektedir. Çalışma, ele aldığı konular açısından hadis usûlü alanına tarihî, biyografik, metodolojik, eleştirel ve literatür düzeyinde katkı sunmaktadır.Keywords : Hadis, Hint Alt Kıtası, Sindî, İm‘ânü’n-Naẓar, Nüzhetü’n-Naẓar, Usûl, Hanefîlik
ORIGINAL ARTICLE URL
