Felsefenin Sınırında Kıssa ile Bilinemezi Dile Getirmek
Authors : Hanife Kutgi
Pages : 642-683
Doi:10.14395/hid.1758972
View : 457 | Download : 424
Publication Date : 2025-12-30
Article Type : Research Paper
Abstract :Kant sonrasında felsefenin ana temayülü, bilinebilir olanın sınırlarını açıkça belirlemek ve felsefi faaliyeti bu çerçeve içinde icra etmek olmuştur. Buna göre felsefi yöntemlerle bilgiye konu edilemeyeceği düşünülen unsurlar felsefenin sınırının dışında bırakılmıştır. Bu çerçeve içerisinde bir şeyin bilinebilmesi Kant’ta görüde inşa edilebilir olmakla, Frege-Cantor çizgisinde ise biçimsel dizgede ve küme kuramsal modelde inşa edilebilirlikle belirlenir. Kant sonrasında görünün felsefenin alanından uzaklaştırılma çabası, nesnenin mekânın yargıdan dile dönüşmesiyle sonuçlanır. Bu bağlamda Frege düşünülebilir olanı dile getirilebilir olanla ilişkilendirerek bilinebilirlik sorununu dil temelinde yeniden ele alır. Yargıdan dile geçen nesnenin mekânı, nesne ile görüsel karşılık arasında bağ kuran şemanın aracı model haline gelmesiyle yerini kümeler dünyasına ve modellere bırakır. Bu ise görüye, biçimselliğe ve modele konu edilemeyenin felsefenin sınırının ötesinde bırakıldığını ifade eder. Bu yaklaşım, yalnızca felsefi faaliyetin sınırlarını çizmekle kalmamış, aynı zamanda kullanılan yöntemlerin varlık alanını mutlak bir şekilde belirlediğini de ileri sürmüştür. Bütün bu arka planda bilimin kesinliğine öykünen bir felsefe yaklaşımı benimsenmeye başlamış ve felsefenin meşru görülen alanı da bilimde kabul gören yöntemlerle belirlenmiştir. Diğer taraftan biçimsellik, ispat edilebilirlik ve mekanik nedensellikle ilişkili olarak karşımıza çıkan vakalar, felsefeye ve varlık alanına çizilen bu sınırın mutlak olmadığının farkına varılmasına sebep olur. Üç farklı alan, farklı gerekçelerle var olduğu bilinen ancak inşa edilemeyen ve dilin ifade imkânlarını aşan bir varlık düzlemi olduğunu ortaya koyar. Bu durum, bahsettiğimiz varlık alanına çizilen sınırın mutlak olmadığını fark ettirir ve kabul gören yöntemlerin belirleyiciliğini sorgulamamıza neden olur. O zaman şu soruyu sormak kaçınılmaz görünmektedir; bu alanı da içine alan ve spekülatif dilin sınırlılıklarını aşan farklı bir usulle felsefe yapmak mümkün olabilir mi? Makalenin amacı kıssanın var olduğu bilinen ancak mevcut usullerin, biçimselliğin ya da ispat yöntemlerinin aracılığıyla hakkında konuşulamayan varlık alanını da kapsayan bir usul olarak düşünülebileceğini ortaya koymaktır. Çalışmanın iddiası, kıssanın bilinemezin ifade aracı olduğu, dilsel üslup ve özellikleri bakımından kavramsal dilin ve bilimsel modellerin sınırlılıklarını aşan incelikli bir model teşkil ettiğidir. Mevcut literatürde kıssanın çoğunlukla ilahiyat ve edebiyat alanında çalışıldığı ve daha çok ahlaki ve pedagojik yaklaşımla ele alındığını söyleyebiliriz. Kıssaya felsefi açıdan yaklaşan ve düşünsel yönüyle ilgilenen çalışmaların sınırlı sayıda olduğunu belirtmek mümkündür. Kıssanın felsefe alanında bir usul olarak nasıl temellendirilebileceğini ortaya koyan bu çalışmanın, felsefi ve düşünsel tarafı çoğunlukla ihmal edilen kıssalar konusunda literatürde önemli bir boşluğu dolduracağı kanaatindeyiz. Nesnenin dilde ve modelde inşa edilmesiyle nihayetlenen sürecin sonunda, kıssanın bu ifade imkânlarının sınırlılıklarını aşan bir model olarak görülebileceğini iddia etmemiz çalışmamızın özgünlüğünü oluşturur. Kıssanın bir model olarak nasıl düşünülebileceği ve felsefede bir usul olarak nasıl temellendirilebileceği üzerine geliştirdiğimiz kuram, Kant ve sonrasında analitik felsefenin ortaya çıkışından kıta felsefesine uzanan düşünsel bir hattı takip eder. Kuramsal çerçevesinde baş figür olarak Kant’ın yer aldığı bu çalışma, bilinebilir olan ile ifade edilebilirliğin ilişkisini analitik felsefe ve kıta felsefesi arasında bir köprü kurarak ortaya koyar. Kıssanın sadece ahlaki hisseler çıkarmak üzere okunmakla sınırlandırılmadan, özellikle hakkında konuşulamayacağı söylenenle ilgili bir model sunduğu ve gelişim safhalarının bütüncül bir şekilde açıklanarak felsefi bir kuram geliştirildiği bir okuma usulü öneriyoruz. Model olarak kıssa, var olan ancak bilgiye konu edilemeyen nesneler hakkında bilişsel değeri olan bir ifade imkânı sunar. Model işlevi vesilesiyle kıssa, bilinebilir olanla ifade edilebilir olan arasındaki boşluğu kapatarak bilimsel yöntemlerle üzerine konuşulması imkânsız görülen alanı kuşatacak şekilde felsefenin alanını genişletebilecektir.Keywords : Felsefe, Dil Felsefesi, Kıssa, Kant, Model, Sembol
ORIGINAL ARTICLE URL
