- Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
- Sayı: 55
- İdrakin Mahiyetine Dair Bir Tartışma: Şerefüddin el-Mes’ûdî’nin İç Duyular Eleştirisi
İdrakin Mahiyetine Dair Bir Tartışma: Şerefüddin el-Mes’ûdî’nin İç Duyular Eleştirisi
Authors : Esranur Oral
Pages : 134-152
Doi:10.59149/sduifd.1696253
View : 76 | Download : 75
Publication Date : 2025-12-31
Article Type : Research Paper
Abstract :İbn Sinâ’ya göre idrak, şeyin suretinin alınmasıdır ve idraki gerçekleştiren özne nefstir. Ancak nefsin duyulurları idrak edebilmek için aletlere ve kuvvelere ihtiyacı vardır. Bu kuvveler dış duyu kuvveleri ve iç duyu kuvveleri olmak üzere ikiye ayrılmıştır. İç duyu kuvveleri, dış duyular tarafından soyutlanarak alınan suretlerin nefse iletilmesi, saklanması, ihtiyaç olduğunda yeniden hatırlanması gibi görevleri yerine getirerek soyut bir cevher olan nefsin somut nesneleri idrak edebilmesini mümkün kılmaktadır. Şerefüddin el-Mes’ûdî İbn Sinâ’nın hem nefsin soyutluğuna dair delillerini ikna edici bulmamakta hem de idrakin suretin alınması olarak kabul edilmesi fikrine karşı çıkmaktadır. Bu makalenin araştırma konusu İbn Sinâ’nın idrak ve nefs teorisi üzerine Mes’ûdî’nin geliştirdiği eleştirilerdir. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı Mes’ûdî’nin idrak konusunda İbn Sinâ’dan farklı düşündüğü noktaları tespit etmek, onun iç duyular eleştirisine yer vermek ve bu eleştiriler üzerinden idrak anlayışına dair bir değerlendirmede bulunmaktır. Mes’ûdî’nin itirazlarından bir kısmı kuvveler teorisine yöneliktir ve nefsin kuvvelerinin olduğunu reddetmeye dayanmaktadır. Bir kısmı duyusal idrakin duyu aletinde gerçekleşmesinin mümkün olmadığını göstermek üzere tasarlanmıştır. Bir kısmı ise bütün duyuları algılayabilen tek bir kuvvenin varlığını ispat etmenin ortaya çıkaracağı tutarsız neticelere vurgu yapmaktadır. Ona göre idraki gerçekleştiren tek bir şey vardır ve tüm idrak türleri aynı tarzda gerçekleşir. Bu yüzden müdriki cismani ve gayrı cismani diye ayırmak doğru değildir. Aynı şekilde duyulurların idrakiyle akledilirlerin idrakini ayırmak da doğru değildir. Çünkü nefs, hiçbir kuvveye ihtiyaç duymaksızın hem duyulurları hem akledilirleri idrak edebilmektedir. Mes’ûdî, nefsin duyulurların idrakinde duyu aletlerinden yararlandığını inkâr etmemektedir; fakat nefsin bu aletlerde yayılmış vaziyette bulunan kuvvelerinin olduğunu reddetmektedir. Ona göre şayet nefs maddeden tamamen ayrık bir cevher olarak düşünülmezse mekânsal ilişkilerde bulunabilir. Bu durumda duyulur nesneleri idrak edebilmek için duyu aletiyle nefs arasında bağlantı kuracak aracı kuvvelere ihtiyaç kalmamaktadır. Zira O, nefsin tamamının veya bir kısmının beyinde muntabı/basılmış olduğunu düşünmektedir. Mes’ûdî’nin iç duyularla ilgili eleştirilerinin üzerinde yoğunlaştığı ana konulardan biri, duyusal idrakin duyu aletinde gerçekleştiği fikridir. Mes’ûdî ilk defa idrakin duyu aletinde gerçekleşmesinin mantıksal tutarlılık içerisinde kalarak savunulamayacağının delillerini ortaya koymuştur. Eleştirilerin odağında yer alan önemli meselelerden biri de ortak duyunun varlığıdır. O itirazlarıyla hem her biri ancak kendine has duyu aleti aracılığıyla idrak edilen tüm dış duyuların ortak tek bir kuvvede idrak edilmesi fikrini yanlış bulmaktadır hem de bu fikrin İbn Sinâ’nın idrak anlayışıyla tutarsız olduğunu düşünmektedir. Sonuç olarak diyebiliriz ki Mes’ûdî’nin idrak anlayışı İbn Sinâ’nın idrak anlayışından ciddi ölçüde ayrılmaktadır. Bu ayrılığın kökeninde iki düşünürün nefs anlayışlarındaki farklılık yer almaktadır. İbn Sinâ nefsi maddeden tamamen ayrık soyut bir cevher olarak kabul ederken Mes’ûdî, nefsin beyinde basılmış olabileceğini düşünmektedir.Keywords : İslam Felsefesi, İbn Sina, Şerefüddin el-Mes‘ûdî, İdrak, Nefs
ORIGINAL ARTICLE URL
