- BEÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi
- Cilt: 12 Sayı: 1
- Rabıtaya İtirazlar ve Cevaplar: Son Dönem Osmanlı Âlim ve Sûfîlerinden Mehmed Fevzi Efendi’nin Aynü’...
Rabıtaya İtirazlar ve Cevaplar: Son Dönem Osmanlı Âlim ve Sûfîlerinden Mehmed Fevzi Efendi’nin Aynü’l-Hakîka fî Râbıtati’t-Tarîka Risalesi Örneği
Authors : Hamdi Kızıler
Pages : 27-44
Doi:10.33460/beuifd.1640357
View : 124 | Download : 87
Publication Date : 2025-06-20
Article Type : Research Paper
Abstract :Tasavvuf düşüncesinde, müridin mürşidiyle manevî bağ kurması anlamında kullanılan râbıta, geleneksel olarak bütün tarikatlarda uygulanan etkin bir ruhsal veya manevî eğitim yöntemidir. Tasavvuf ehli, bu usulle kişinin ruhsal gelişimi ile ahlakının güzelleştirilmesini hedeflemiştir. Böylece kişinin benlik dönüşümünün daha kolay olabileceğini kabul etmişlerdir. Bu usul, tasavvuf tarihinin ilk dönemlerinden itibaren başlamış ve günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Tasavvuf ehline göre râbıta, “mürşidin rol model alınması” anlayışıyla doğrudan ilişkilidir. Zira mürşid, seyr ü sülûkünü tamamlamış ehil, yetkin ve kâmil bir şahsiyettir. Uzun ve meşakkatli bir nefs ve ahlakî eğitim sürecinden sonra kendisi de artık eğitim verebilecek bir mürebbi kabul edilir. Esasen tasavvuf düşüncesinde irşad ehli için doğrusu da budur. Bunun aksi asla mümkün değildir. Sadece bu vasıfta olan bir mürşid-i kâmil rol model alınabilir. Şüphesiz rol modellik, güzel ve iyi olan söz, tutum ve davranışların örnek alınmasıyla mümkündür. Eğer mürid mürşidinin yanında veya yakınında ise, onu görerek örnek alması elbette daha kolay olur. Yanında değil veya başka mekanlarda iseler o zaman mürid, mürşidini zihnen düşünür ve kalben bir bağ kurmaya çalışarak onun haliyle hallenmeye gayret eder. Onun şahsiyet ve güzel ahlak özelliklerini kendisine transfer etmeye çalışır. İşte tasavvuf düşüncesinde basit anlamda buna râbıta denilmiştir. Geleneksel olarak uygulanan râbıta uygulamasından tasavvuf ehlinin hedeflediği temel amaç, sâlikin halis bir niyetle girdiği bu yolda, nefsini kötülüklerden arındırmak, ruhunu tasfiye etmek ve nihayetinde tüm tutum ve davranışlarını kemal seviyesine erdirmek amacıyla mürşidinin haliyle hallenmesidir. Râbıtayı bu amaçla yapan bir mürid, zamanla mürşidinin güzel ahlakını, kemale ermiş hal ve hareketlerini modelleyerek içselleştirir ve günlük hayatına yansıtır. Onun rehberliğinde maddi ve manevî her türlü kötülüklerden uzak durmayı ve güzelliklere yönelmeyi bir alışkanlık (huy/meleke) haline getirir. Zaten tasavvuf ehlinin de arzuladığı böyle bir şahsiyet inşa etmektir. Bunun için râbıta, uygulanan bir usuldür. Bununla beraber râbıta, tasavvuf düşüncesinde en çok tartışılan, itiraz edilen, dine aykırı olduğu söylenen, bidat kabul edilen, hatta din dışılıkla itham edilen konulardan biri olmuştur. Tasavvufun ilk dönemlerinde fazla olmamasına karşılık özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde hem râbıtayı savunanların hem de karşı olanların eser yazmaları dikkat çekicidir. Son dönem Osmanlıâlim ve sûfîlerinden Edirne Müftüsü Mehmed Fevzi Efendi, şeyhini ziyaret amacıyla gittiği yerde râbıtanın aleyhine yazılmış, içinde râbıtanın bidat, putperestlik ve şirk olduğunu ifade eden; dini ve tasavvufî herhangi bir dayanağı olmayan eleştiri ve itirazlara yer verildiği bir risale görmüştür. Mehmed Fevzi Efendi’nin mukaddimesinde belirttiğine göre, insanların zihnini karıştırmak amacıyla yazılan böyle bir risaleye cevap vermenin sorumluluğunu hissetmiş ve reddiye türünden bir risale yazmıştır. Adını da Aynü’l-Hakîka fî Râbıtati’t-Tarîka (Tarikattaki Râbıtanın Gerçek Mahiyeti) koymuştur. Mehmed Fevzi Efendi’nin gördüğü risalenin Hafız Seyyid Hoca’ya ait olduğu kabul edilmektedir. Bu çalışmada, Mehmed Fevzi Efendi’nin gördüğü söz konusu risaledeki itirazlar ile onlara reddiye mahiyetinde yazdığı cevaplar ele alınacaktır. Mehmed Fevzi Efendi, risalesine râbıtaya karşı yapılan itiraz ve iddiaların hepsini değil, iktibaslar yaparak kendisine göre uygun gördüğü ifadeleri almış ve hemen akabinde cevap vermiştir. Verdiği cevapları ayet ve hadisler ile âlim, ârif, tasavvuf ehlinin görüşleriyle desteklemiştir. Bu sebeple çalışma, müellifin râbıta aleyhine gördüğü bir risaleye verdiği cevaplar ile sınırlıdır. Ancak konuya giriş mahiyetinde râbıta hakkında genel bir bilgi ile tasavvuf tarihinde râbıtayla ilgili leh veya aleyhteki görüşlere de kısaca değinilecektir.Keywords : Tasavvuf, Râbıta, Mehmed Fevzi Efendi, Risale, Bidat
ORIGINAL ARTICLE URL
