- BEÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi
- Cilt: 12 Sayı: 2
- Talâkın Niteliği Üzerine Normatif Bir Sorgulama -Talâkın Fıkhi ve Ahlaki Değerlendirmesi-
Talâkın Niteliği Üzerine Normatif Bir Sorgulama -Talâkın Fıkhi ve Ahlaki Değerlendirmesi-
Authors : Adem Yenidoğan
Pages : 311-336
Doi:10.33460/beuifd.1767251
View : 74 | Download : 62
Publication Date : 2025-12-30
Article Type : Research Paper
Abstract :Bu makale, İslam hukuk geleneğinde talâk hakkının niteliğini fıkhi meşruiyet ile ahlaki sorumluluk bağlamında normatif olarak sorgulamaktadır. Klasik fıkıh literatüründe talâk, meşru bir tasarruf olarak kabul edilmişse de teşvik edilen bir hak olarak görülmemiş, evlilik birliğini devam ettirebilmek için tüm çözüm yolları tükendiğinde zaruret halinde başvurulabilecek bir ruhsat olarak değerlendirilmiştir. Fakihler, kocanın tek taraflı irade beyanıyla gerçekleşen talâkın hukuki açıdan geçerli olduğunu kabul etmişlerse de meşru bir gerekçe olmaksızın keyfi bir şekilde gerçekleştirilen boşamaları ahlaken eleştirmişler ve erkeğin yetkisinde olan boşama yetkisini sınırlandırmışlardır. Bu çerçevede çalışma, talâkın salt bir hukuki bir işlem olarak değil, ahlaki sınırlar ve toplumsal sorumluluklarla kuşatılmış bir tasarruf olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Klasik kaynaklarda sıkça atıf yapılan “Allah’ın helal kıldıkları arasında en sevmediği şey talâktır” rivayeti, talâkın fıkhen caiz olsa da ahlaken hoş karşılanmayan bir tasarruf olduğuna işaret etmektedir. Fakihlerin büyük çoğunluğunun gerekçesiz boşamaları mekruh kabul etmiş olmaları, hatta bazılarının aile bütünlüğüne ve toplumsal düzene zarar verdiği ölçüde haram kategorisine dahil etmiş olmaları, talâkın fıkhi açıdan caiz olsa da ahlaki bakımdan hoş karşılanmadığını ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, İslam hukukunun biçimsel geçerlilikle ahlaki gerekçelendirmeyi birlikte dikkate alan bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri arasında farklı vurgular bulunsa da ortak eğilimin talâk hakkının sorumluluk bilinciyle sınırlandırılması gerektiği yönünde olduğu görülmektedir. Makalede ayrıca sünni ve bid‘i talâk ayrımı üzerinden boşamanın ahlaki boyutu tartışılmaktadır. Nitekim fakihler, bid‘at yoluyla yapılan boşamaları şeklen geçerli kabul etseler bile ahlaken sakıncalı görmüşlerdir. Bu durum, fıkhi serbestliğin ahlaki sorumlulukla sınırlandırıldığı önemli bir örnek teşkil etmektedir. Dolayısıyla talâk, bir yandan tek taraflı iradeyle sonuç doğuran bağlayıcı bir tasarruf, diğer yandan ahlaki çerçeveyle kuşatılmış şartlı bir ruhsat niteliği taşımaktadır. Bu çalışmanın özgün katkısı, klasik fıkıh literatüründe talâkın ahlaki temellerini mezhepler arası karşılaştırmalı biçimde sistematik olarak incelemesi ve bu tartışmayı makasıdü’ş-şeria yaklaşımıyla yeniden yorumlamasıdır. Böylece çalışma, klasik metinlerde dağınık halde bulunan ahlaki değerlendirmeleri bütüncül bir çerçevede ele almakta ve talâkın yalnızca hukuki işlem değil, aynı zamanda ahlaki sorumlulukla sınırlandırılmış ruhsat olduğunu normatif düzeyde temellendirmektedir. Makasıdü’ş-şeria perspektifi bu noktada önem kazanmaktadır. Zira şeriatın maksatları arasında yer alan neslin korunması, zararın giderilmesi ve maslahatın gözetilmesi ilkeleri, talâkın keyfi değil, haklı gerekçelere dayalı, sorumlu ve ölçülü bir şekilde uygulanmasını gerektirmektedir. Sonuç olarak bu makale, İslam hukukunda talâkın salt biçimsel bir geçerlilik meselesi olarak görülemeyeceğini, aksine ahlaki sorumlulukla sınırlandırılmış bir hak olarak anlaşılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Fakihlerin görüşlerinden hareketle, talâkın yalnızca zaruret ve ciddi sebeplerle meşru sayılabileceği vurgulanmıştır. Fakihlerin şeklen geçerli fakat bağlamsal olarak mekruh hatta haram saydıkları boşamalar üzerinden, İslam hukukunun biçimsel kurallar kadar ahlaki maksatlara da dayandığı gösterilmiştir. Bu bağlamda çalışmada, talâkın fıkhi anlamda bir hak değil, ahlaki olarak sorumlulukla sınırlandırılmış bir ruhsat olduğu tezi savunulmaktadır. Ayrıca çalışma, bu yaklaşımı çağdaş aile hukuku tartışmalarına taşıyarak, ahlak merkezli bir hukuk anlayışının hem klasik geleneğin ruhuna uygun olacağını hem de modern toplumların adalet ve sorumluluk temelli ihtiyaçlarına cevap verebileceğini ortaya koymaktadır.Keywords : İslam Hukuku, Aile Hukuku, Talâk, Fıkhi Meşruiyet, Ahlaki Sorumluluk
ORIGINAL ARTICLE URL
