- Din ve Bilim - Muş Alparslan Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dergisi
- Cilt: 8 Sayı: 1
- Kureyş Kabilesi Özelinde Câhiliye Dönemi Arap Toplumunda Kahtânî-Adnânî Rekabeti
Kureyş Kabilesi Özelinde Câhiliye Dönemi Arap Toplumunda Kahtânî-Adnânî Rekabeti
Authors : Kerem Çavuşlu
Pages : 77-92
Doi:10.47145/dinbil.1645336
View : 49 | Download : 36
Publication Date : 2025-06-30
Article Type : Research Paper
Abstract :Bu çalışmada İslâm öncesi dönemde Arap yarımadasında yaşayan ve Kahtânî-Adnânî kabileler olarak tanımlanan toplumların kendi içerisinde yaşamış oldukları siyasî ve iktisadî rekabet Adnânî Kureyş kabilesi üzerinden analiz edilmiştir. Seçilen başlıkla ilgili doğrudan bir çalışmanın yapılmadığı ancak Kureyş kabilesi ve hilâfetin Kureyşliliği konusunda pekçok çalışmanın olduğu tespit edilmiştir. Hz. Peygamber sonrası hilâfetin Kureyş’e ait olması meselesine dair tartışmalara katkı sunmak amacıyla yapılmış ve yapılacak yeni çalışmalara katkı sunma adına böyle bir başlık seçilmiştir. Araştırmanın konusu İslâm öncesi dönem ile sınırlandırıldığı için bu rekabetin Hz. Peygamber sonrasında yaşanan siyasî olaylara yansımasına girilmemiştir. Bu çalışma ile Hz. Peygamber sonrası yaşanan Kahtani-Adnani çatışmasının arka planını ortaya konulmak istenmiştir. Bu makalede klasik kaynaklardaki bilgiler ve çağdaş araştırmalardaki tespitler ışığında tarihî-sosyolojik yöntem esasa alınarak değerlendirmeler yapılmıştır. Klasik kaynaklara göre; Araplar mensup oldukları ataları itibariyle kendilerini Kahtânî-Adnânî olarak gruplandırmışlardı. Yemen, Kahtânîlerin yoğun yaşadığı bir bölgeyken Hicaz, Kahtânî-Adnânî kabilelerin birlikte yaşadıkları bir coğrafyaydı. Hicaz bölgesinin en önemli yerleşim yeri olan Mekke, Kâbe’nin kendisine sağlamış olduğu imtiyaz nedeniyle Kahtânî-Adnânî kabilelerinin için kutsal kabul ediliyordu. Mekke’nin siyasî gücünü ele geçiren kabile, Hicaz bölgesinin en imtiyazlısı haline geliyordu. Hz. İsmâil’den sonra bu üstünlük Kusay b. Kilâb’a kadar Kahtânîlerin elinde kaldı. Kusay b. Kilâb ile Mekke’nin siyasî gücü Adnânî Kureyş kabilesinin eline geçti. Kusay b. Kilâb’dan sonra oğulları Kâbe’nin kendilerine sağlamış olduğu siyasî gücü kısa sürede iktisadî güce dönüştürerek bölgenin lider topluluğu haline geldiler. Mekke’nin siyasî gücünün yanı sıra Arap yarımadasının iktisadî gücünü de kontrol eder hale geldiler. Fil olayından sonra daha imtiyazlı bir konum elde eden Kureyş bu gücünü hac ve umre için Mekke’ye gelen Araplara karşı kullanarak bu imtiyazı bir sömürü aracına dönüştürdü. Kureyş’in tekeline aldığı siyasî ve iktisadî güç özellikle Kahtânî konfederasyonuna mensup kabilelerin tepkisine neden oldu. Kureyş hac ibadetine ilişkin yeni kurallar koydu. Buna göre Kâbe’yi ziyarete gelen Arap hacı adayları üç grup şeklinde tasnif edildi. Bunlara; Hums, Hill ve Tıls mensupları adı verildi. Bu gruplar içerisindeki en avantajlı ve imtiyazlı grup şüphesiz Kureyş ve onun müttefiki olan Arap kabileleriydi. Bu kabilelere mensup olanlara humslular diğer adıyla ahmesîler denirdi. Hac ibadeti esnasında bu grupların uymaları gereken kurallar birbirinden farklılık arz etmekteydi. Ahmesîler ihramlı iken süt içmez ve süt ürünleri yemezlerdi. Bazı bitkilerin yemesini yasaklar ve bu yasağa da uyarlardı. Kadınlarla cinsel ilişkiye girmez ve koku kullanmazlardı. Tırnak, saç kesmez ve çıplak ayakla dolaşmazlardı. Kıl veya yünden dokunmuş elbise giyerlerdi. Diğer Araplar gibi devetüyünden yapılan çadırlarda değil de evlerinde otururlar, ancak evlerine kapıdan girmezlerdi. Kendilerini diğer Araplardan üstün görmeleri nedeniyle hac ve umre ibadetlerini ifa ederlerken herkes gibi Arafat’a ve Mina’ya gitmezlerdi. Onlar Nemire denilen yerde gün batımına kadar kalırlar ardında da Müzdelife’ye inerlerdi. Hille mensup Arapların, Mekke’ye dışarıdan yiyecek ve içecek sokamadıkları yasaktı. Bu nedenle de Mekke’de kaldıkları süre zarfında Kureyşli tüccarlardan satın aldıkları yiyecek ve içeceklerle ihtiyaçlarını gidermek zorundaydılar. Bunlar gündelik elbiseleri ile Kâbe’yi tavaf edemezlerdi. Bu nedenle de yeni elbiseler satın almak zorundaydılar. Elbise alacak parası olmayanlar Harem bölgesine girdiklerinde üzerlerindeki elbiseleri çıkarır ve üstsüz olarak Kâbe’yi tavaf ederlerdi. Bu şekilde elbiselerinden soyundukları gibi günahlarından arınarak ruhen temizlendiklerine inanırlardı. Bu iki grubun dışında hac ve umre ibadetlerinden farklı bir muameleye tabi tutulan üçüncü bir grup daha vardı. Bunlara Tıls kabileleri adı verildi. Bunlar Yemen’in diğer kabileleri olan; Hadramevt halkı, Akk, Acîb, İyâd b. Nizâr halkıydı. Tıls’a mensup olanlar Hill ve Hums kabileleri arası bir statüye sahipti. Tıls halkı, ihramlıyken Hill’e mensup kabileler gibi davranabilirlerdi. Elbiselerini giydikten sonra da Humuslular gibi davranıp onlar gibi evlerine girerlerdi. Bunlar tavaf yaparken elbiselerini çıkarmazlar ve ödünç elbise almazlardı. Evlerine de kapıdan girerlerdi. Bunlar Hill’e sınıfından olan hacılarla birlikte Arafat’ta vakfe yaparlar ve onların menâsikine göre ibadetlerini yerine getirirlerdi.Keywords : İslâm Tarihi, Kahtânî, Adnânî, Kusay b. Kilâb, Kureyş, Kâbe
ORIGINAL ARTICLE URL
