- Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
- Cilt: 12 Sayı: 2
- Basra Muʿtezilesi’nde Tanrı Bilgisinin Epistemolojik Statüsü: Ashâbü’l-Maârif’in Zorunlu Bilgi Görüş...
Basra Muʿtezilesi’nde Tanrı Bilgisinin Epistemolojik Statüsü: Ashâbü’l-Maârif’in Zorunlu Bilgi Görüşü ve Kâdî Abdülcebbâr’ın Eleştirisi
Authors : Hayrettin Nebi Güdekli
Pages : 699-722
Doi:10.51702/esoguifd.1576100
View : 97 | Download : 93
Publication Date : 2025-09-15
Article Type : Research Paper
Abstract :Tanrı’ya ilişkin bilginin doğası sorununa yönelik genelde kelâmcıların özelde Muʿtezile kelâmcılarının geleneksel yaklaşımı, bu türden bir bilgiye akıl yürütmeyle (nazar veya istidlâl) ulaşıldığı yönündedir. Ancak Muʿtezile içerisinde Sümâme b. Eşres, Ali el-Esvârî ve Câhiz gibi kelâmcıların başını çektiği ashâbü’l-maârif Tanrı bilgisinin çıkarımsal oluşunu bir sorun haline getirmiş, bu türden bir bilginin insanda doğal yolla meydana gelip zorunlu olduğunu ileri sürerek geleneksel Muʿtezilî yaklaşımdan ayrılmışlardır. Ashâbü’l-maârifin bu yaklaşımı bütün bilgilerin insandan doğal yolla meydana geldiği düşüncesinin bir sonucuydu. Ashâbü’l-maârif, doğal bilgi görüşünü birtakım argümanlarla temellendirmeye çalıştı. Câhiz’in yaklaşımının tabiat anlayışı çerçevesinde bir temeli olmakla birlikte, öyle görünüyor ki onu buna iten temel gerekçe, önceden Tanrı’ya dair bir bilgiye sahip olmadan, O’nun hakkında akıl yürütmede bulunmakla sorumlu tutulamayacağımız düşüncesidir. Bu çerçevede Câhiz “Tanrı’yı bilmeye götüren nazar vâciptir” önermesinden şöyle bir paradoks üretti: Kendisine akıl yürüterek ulaşacağımız şeyi henüz bilmiyorken, bizi onu bilmeye götürecek akıl yürütmeyle sorumlu olduğumuzu nasıl ileri sürebiliriz? Bu sorunun çözümü bağlamında Câhiz, hakkında akıl yürütmeyle (nazar) sorumlu olduğumuz şeyin bilgisine önceden sahip olmamız gerektiği sonucuna ulaşmış ve bunun neticesinde de Tanrı’ya ilişkin bilginin doğal ve zorunlu olması gerektiğini iddia etmiştir. Böylece Tanrı bilgisinin insanda doğal yolla mı yoksa akıl yürütmeyle mi meydana geldiği problemi, Muʿtezilî kelâmcılar arasında uzun süren tartışmalara konu olmuştur. Basra Muʿtezile’si kelâmcıları ashâbü’l-maârifin söz konusu yaklaşımını eleştirmeye özel bir önem verdiler. Kâdî Abdülcebbâr, Câhiz’in insanların Tanrı hakkında sahip oldukları bilgilerin doğal olarak meydana gelmesi gerektiğini savunan argümanını reddetmiş, insanların Tanrı hakkındaki bilgilerinin onların zihinsel faaliyetleri sonucunda elde edildiğini öne sürmüştür. Kâdî Abdülcebbâr’a göre bütün bilgilerin ve bunlar içerisinde de Tanrı bilgisinin doğal yolla meydana geldiğini ve zorunlu olduğunu ileri sürmek, kişinin bilgiyi üretmek için herhangi bir rolünün bulunmadığı anlamına gelmektedir. Dahası bu düşünce sadece bir fiil olarak akıl yürütmeyi anlamsız kılmamakta, aynı zamanda insanın fâilliği anlayışını da zedelemektedir. Zira biz gerek başkalarına gerek kendimize ait eylemlerin birer dâî/güdü ile meydana geldiğini, karşı-dâî ile de gerçekleşmediğini biliyoruz. Şu hâlde eylemlerimizin bizim kasd/irade ve dâilerimize göre gerçekleşmesi, karşı-irade (kerâhet) ve karşı-dâîlerimize (savârıf) göre gerçekleşmemesi akıl yürütmenin bizim bir fiilimiz olduğunu göstermektedir. Öte yandan Tanrı’ya ilişkin bilginin kişide doğal olarak meydana geldiği düşüncesi, bütün insanların bu bilgiye sahip olması anlamına gelecektir. Bu durumda da insanlar arasında Tanrı’nın varlığına dair hiçbir ihtilafın olmaması gerekirdi. Hâlbuki insanlar Tanrı’nın varlığına dair farklı görüşlere sahiptir ve bu da Câhiz’in iddiasının yanlış olduğunu gösterir. Yine Tanrı bilgisinin kişide onun herhangi bir rolü olmadan meydana geldiğini söylemek, onun inançsal sorumluluğunu açıklamayı da imkânsız hale getirecektir. Kâdî Abdülcebbâr söz konusu gerekçelerden hareketle bu türden bir bilginin tıpkı insanın diğer ahlaki fillerinde olduğu gibi onun özgür iradesiyle meydana geldiğini, dolayısıyla akıl yürütme faaliyetinin sonucunda ortaya çıktığını, bu nedenle böyle bir bilginin zorunlu değil çıkarımsal olduğunu kanıtlamaya çalışarak Muʿtezile kelâmının geleneksel yaklaşımını sürdürdü. İşte bu makalede Basra Mu‘tezilesi kelâmcıları arasında yaşanan Tanrı bilgisinin nasıl elde edileceğine yönelik söz konusu tartışma ele alınacaktır. Bu amaçla öncelikle ashâbü’l-maârifin görüşüne uzanan yolu inceleyerek tabiat, irade ve fiil düşüncesini ele alacağız. Ardından ashâbü’l-maârifin Tanrı bilgisinin doğal/zorunlu olduğuna yönelik argümanlarına yer verecek, bu argümanların Kâdî Abdülcebbâr tarafından nasıl kritik edildiğini soruşturacağız. Son olarak onun ashâbü’l-maârife yönelttiği karşı-argümanları inceleyerek bu türden bir bilginin insanın zihinsel faaliyetleri sonucunda nasıl meydana geldiğini ele alacağız. Sonuç bölümünde ise her iki yaklaşıma yönelik bir değerlendirmeyle makaleyi tamamlayacağız.Keywords : Kelam, Muʿtezile, Ashâbü'l-Maârif, Câhız, Kâdî Abdülcebbâr, Tabiat, Bilgi
ORIGINAL ARTICLE URL
