IAD Index of Academic Documents
  • Home Page
  • About
    • About Izmir Academy Association
    • About IAD Index
    • IAD Team
    • IAD Logos and Links
    • Policies
    • Contact
  • Submit A Journal
  • Submit A Conference
  • Submit Paper/Book
    • Submit a Preprint
    • Submit a Book
  • Contact
  • Hitit İlahiyat Dergisi
  • Cilt: 24 Sayı: 1
  • Osmanlı’da Zina Suçu: Hanefî Doktrinine Göre Had Yerine Ta´zir ile İkame Şer´î Hukuktan Sapma mıdır?...

Osmanlı’da Zina Suçu: Hanefî Doktrinine Göre Had Yerine Ta´zir ile İkame Şer´î Hukuktan Sapma mıdır?

Authors : Abdulmuid Aykul
Pages : 268-294
Doi:10.14395/hid.1619042
View : 218 | Download : 95
Publication Date : 2025-06-30
Article Type : Research Paper
Abstract :Kıta Avrupası Hukuku tasnifine göre ceza hukuku, kamu hukukunun en önemli alanlarından birisini teşkil etmektedir. Ceza hukuku, suç teşkil eden fiiller ile o fiillere verilecek olan cezaları düzenleyen bir hukuk dalı olmanın ötesinde, devlet yönetimine hâkim ideoloji ile de yakından ilişkilidir. Seküler bir hukuk sisteminde ceza hukukunun, ilahi (dinî) hukuk kurallarına dayanması beklenmez. Benzer bir şekilde, teokratik bir hukuk düzeninde bazı cezalarda insanın dahli, oldukça sınırlıdır. İslam hukuku açısından düşünüldüğünde, had ve kısas gibi Şâri´ (Allah ve Peygamber) tarafından belirlenmiş olan cezaların hem teorik hem de uygulama açısından mer´î hukuk sistemi içerisinde yer alması, o hukuk sisteminin ilahi yani şer´î olmasının ön koşuludur. Osmanlı hukuk sisteminin şer´î esaslara dayalı olduğu, genellikle kabul gören bir husus olmasına rağmen özellikle kuruluş ve yükseliş dönemlerindeki kanunnâmelerde, bazı had cezalarının yer almaması, dahası Şâri´ tarafından belirlenmiş olan bazı cezalara hiçbir gönderme yapılmaksızın had ve kısas cezalarının dışında başka cezaların öngörülmesi, bazı araştırmacılar tarafından Osmanlı hukuk sisteminin beşerî hukuk sistemleri içerisinde değerlendirilmesine yol açmıştır. Osmanlı hukuku içerisinde bilhassa zina haddi bağlamında ele aldığımız bu araştırmada, zina haddinin Osmanlıların kuruluş ve yükseliş dönemi kanunnâmelerinde yer almayışına dair açıklamalar getirilmiş, klasik İslam hukuk doktrini açısından bunun sebepleri üzerinde durulmuştur. Zira bu döneme kadar yapılan çalışmaların neredeyse tamamı konuyu birbirine zıt iki perspektiften değerlendirme eğilimindedir. Birinci yönelim Osmanlı’nın şer´î bir hukuk sistemine sahip olduğunu iddia eder ve kanunnâmelerdeki maddeleri bu çerçevede değerlendirirken, ikinci yönelim aynı kanunnâmelerden hareketle Osmanlı’da örfî hukukun şer´î hukuk ile çatışmasına, başka bir deyişle seküler hukukun Osmanlı hukuk sistemindeki etkisine bağlar. Dolayısıyla araştırmacılar, Osmanlı hukuk sisteminin mahiyetine dair sorulara seküler ve dini bir hukuk olup olmadığı şeklinde iki tartışma arasında kalarak cevap aramışlardır. Bu çalışmada her ne kadar bu tartışmalara yer verilse de üzerinde durulan asıl konu, Osmanlıların da müntesibi olduğu Hanefî mezhebindeki had teorisinin Osmanlı ceza hukuk sistemine yansıma biçimidir. Osmanlı kanunnâmelerinde özellikle zina suçu için klasik fıkıhtan farklı olarak para cezasının öngörülmesi böyle bir çalışmanın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Zina gibi had cezaları içerisinde doktrinde en çok önem verilen ve had cezası ile neredeyse özdeşleştirilen bir suça, Müslüman bir ülke olan Osmanlı’nın doktrinde çok da onaylanmayan başka bir cezayı (para cezasını) verdiği görülmektedir. Osmanlı hukuk sisteminin şer´î olduğunu savunanlara göre bu suçlara özgü bir takım şekil şartlarının yerine gelmemesi sebebiyle suça verilecek olan ceza bedel cezalara dönüşmüştür. Örneğin zina suçunun ispatı için dört adil erkek şâhidin suçun tüm ayrıntılarını anlatabilecek şekilde bir şahitlikte bulunması ve suçun gerçekleştiği yeri ve zamanı açıkça bildirmesi gerekmektedir. Şayet bu şartlardan herhangi birinde meydana gelebilecek bir eksiklik veya şüphe, ilgili suç için şeriatta zikredilen cezanın düşmesine sebebiyet vermektedir ki bu da böyle bir suçun ispatını oldukça zorlaştırmaktadır. Oysa bu çalışma, Osmanlıların suçun maddi şartlarında meydana gelebilecek eksiklik sebebiyle kanunnâmelerde o suç için şeriatta öngörülen cezaları dahil etmediklerine yönelik iddiayı da göz ardı etmeden başka bir iddiayı daha gündeme getirmektedir. Buna göre Osmanlı’nın kuruluş ve yükseliş dönemlerinde özellikle zina suçu için fıkıhtaki recm/celde cezasını uygulamaması Osmanlı’nın da müntesibi olduğu Hanefî mezhebi had teorisi ile ilişkili olmalıdır. Dolayısıyla halifenin iktidar alanı dışında meydana gelen zina suçuna had cezası verilemeyecektir. Kuruluş ve yükseliş dönemi Osmanlı hükümdarları daha çok “Bey” ve “Han” gibi yerel ünvanları kullandıkları, halife ünvanının Mısır’daki Abbasî halifeleri tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Bu unvan eksikliği, şeriattaki had cezalarının kanunnâmelerde zikredilmemesinin olası sebebidir. Zaten bu dönemde Osmanlıların zina haddini uyguladığına yönelik herhangi bir veri bulunmaz. Oysa aynı dönem Hanefî Dulkadiroğulları Beyliği, Memlüklere (dolayısıyla Abbasî hilâfetine) bağlı bir beylik hüviyetinde olduğu için yapmış oldukları kanunnâmelerinde had cezasına doğrudan göndermede bulunmuştur. Osmanlı kuruluş ve yükseliş dönemi kanunnâmelerindeki bu durum, Osmanlıların hilafeti (fiili ya da resmi olarak) elde etmesiyle farklı bir vecheye bürünmüştür. Doktrindeki zina haddi için öngörülen halife şartı Yavuz ile birlikte Osmanlılar için yerine geldiğinden artık ceza kanunnâmelerinde daha önceden var olan eksiklik, yeni düzenlemeler ile giderilmiş ve söz konusu bu kanunnâmelere şeriatteki hüküm ilave edilmiştir.
Keywords : İslam Hukuku, Osmanlı Ceza Hukuku, Had, Ta´zîr, Kanunnâme

ORIGINAL ARTICLE URL

* There may have been changes in the journal, article,conference, book, preprint etc. informations. Therefore, it would be appropriate to follow the information on the official page of the source. The information here is shared for informational purposes. IAD is not responsible for incorrect or missing information.


Index of Academic Documents
İzmir Academy Association
CopyRight © 2023-2026